Zamanı müteal (aşkın) boyutta yaşayan bir güzel insan, M. Emin Alper. Onu, caddede yürürken, kitapçıda kitaplara bakarken, bir dost halkasında sohbet ederken gördüğünüzde bu kanaati paylaşacaksınız. Gündelik hayat üzerine konuşurken bile bütün insani seciyeleri istihsal etmiş bir tavır ve bakış görürsünüz onda. Gözlerine baktığınızda derin bir okyanusta yüzersiniz. Dudaklarından dökülen kelimelerde hikmet incileri toplarsınız. Yürürken, bakışlarını önüne dikmiş, dış dünyadan soyutlanmış vaziyette görürsünüz onu. İç alemine gömülmüş bir derviş gibi zamanın akışını göğe çeviren duyarlık halindedir hep.
Haksızlık karşısında sıkılmış bir yumruğa, dokunaklı bir kelam işittiğinde ıslanan bir göze sahiptir. Dostuna dostça mukabele eder, kendisinden çok küçük yaştakilere bile çok müeddep bir tavır sergiler. Düşmana karşı, amansız ve tavizsizdir. İnandığı değerlerden kati surette taviz vermez. Modern dünyanın altımıza serdiği atlas şiltenin sahte kumaşını basiretle fark eder ve kaygan zeminde yürüyen dostlarını selamete çıkaracak yolu gösterir. Sureti Haktan görünen maskelerden nefret eder, bu ümmet için en tehlikeli kimselerin bunlar olduğunu söyler: "yorgunum emperyallerin gölgesinde inanmadığım bir hayatı sürümekten… ve yorgunum Muhammedî türkülerin söylenmediği yolları yürümekten… yorgunum" derken, Müslüman'ın özü sözü bir 'emin adam' olması gerektiğini belirtir.
Ölüm, kendisinden kıyı bucak kaçılan, tiksinilen, insan takatini kesen amansız bir son değildir onun için. O, ölümü ansızın çıkıp gelen kader olarak karşılar: "Ben ölümü istenmeyen bir misafir gibi karşılamam/Bir genç kız nasıl taşırsa yakasında/Sarısolgun bir gülü öyle taşırım/Ya da saçlarının arasında/Hayatım bir misafir saygınlığında./Ben ölümü bir güz gibi taşırım/Sarı metal kuşların kanatlarından/Dökülen bir güz gibi/Ki hep içimdedir elleri…" Şiirine imge arayan şairin metafor koridorlarında gezen şaşkınlığı yoktur onda. Ölüm karşısında, içten, samimi ve dürüsttür. Onun şiirlerinde ana tema olarak işlenen 'ölüm' için nekrofil (ölü seviciliği) benzetmesi yapmak, onun ölüme yüklediği manayı kavrayamamak demektir. "putların kanlı ellerinde hep bir bahar sayıkladım" dizelerindeki diriliş, hayat ve inanç buutlarını görmemek için kör olmak gerekir. Hep dirilen ve dirilten bir inanç sahibidir. Ölüm düşüncesiyle o, hiçliğin, kıyımın, marazi ruh halinin kıyısına bile yaklaşmaz. Ölümü büyük bir anlam derinliği ile dizelere dökenken şu mısraları ölüm hakkında yeterli bilgiyi veriyor sanırım: "ey çokça ben diyen şâir uyan/ölüm bir kefendir gök kumaşından".
Yaşadığımız asırda, insan kendini her açıdan kuşatılmış hissediyor. Sahte ilişkiler, derinliği olmayan hayatlar, bunaltan yalnızlıklar, bayağılaştıran hazlar, ruhsuz inançlar… günümüzde giderek çemberi daraltan bu tür olumsuzluklar hızla kıstırıyor bizi. M. Emin Alper, bu hayat içerisinde sıkışmış insana, ölümün hakikatini gösteriyor. Karanlığın tüm koyuluğuna rağmen, geceye bir gül gibi inen aydınlığı müjdeliyor: "…oysa ben/şu küfür karanlığına direnen/bir gül gibi inen geceme gündüzüme/haberler getiriyorlar yüzünden yeryüzünün/ölüm sevgili/ay doğuyor kırık dökük kelimeler üzerine."
Günümüzde pek çok kıymetin göz ardı edildiğini, bu göz ardı edişle birlikte büyük bir yıkımın kıyısına yaklaşıldığını kabul etmek gerekiyor. Erzurum geçmişinde iftihar edeceği çok büyük şahsiyetler yetiştirmiştir; bu şahsiyetlerin dudaklarından dökülen kelamın şifa olarak toplumun hastalıklarını iyileştirdiğini biliyoruz. Bu gönül hekimleri henüz tükenmiş değildir. M. Emin Alper, çok sesli kıyıcılığın kendini hissettirdiği günümüzde sadra şifa veren gönül hekimlerindendir. Onun içinde yaktığı kandil, geleceğimizi aydınlatan mübarek bir şuadır.
