Herkes halının üzerindeki yeni eşyanın etrafında toplanmıştı. Kocaman bir şeydi bu. “Bence tost yapmak içindir” dedi Yunus. “İmkansız. Tost makinelerinin içi çizgi çizgi olur.” dedi Hümeyra. “İçini görmedik ki belki öyledir” dedi Tarık.
Böylece sessizce bir karar alınmış oldu. Bu aletin ne işe yaradığını anlayabilmeleri, içini görebilmelerine bağlıydı. Yasemin korka korka da olsa parmaklarını eşyanın üzerinde gezdirmeye başladı. Parlak gri renkteydi. Pürüzsüz bir şeydi bu. Parmağıyla hissettiği bir yükseklik olsa oradan tutup kaldırabilirdi. Bir kapak böyle açılmaz mıydı?
Yunus “of” diye iç geçirdi. Başını kaldırırken yanlışlıkla Yasemin’in koluna dokundu. Böylece parmaklarını bu metal görünümlü eşya üzerinde dolaştıran Yasemin, istemeden bir şey yapmış oldu. Birden bir kapak yavaşça açılmaya başladı. Hepsi de aniden başlayan bu hareketten korkmuştu. İlk başta korksalar da hayranlıkla kapağın açılmasını izlediler. Gri kapağın bir ucu ağır ağır yükseliyordu. Kapağın açılması bittiğinde bile herkes gözlerini ayırmadan izlemeye devam ediyordu. Sonra Yasemin’in sesi odada çınladı.
“Ne yaptın sen? Niye koluma dokunuyorsun ki?” Tarık “of” sesini çıkaran arkadaşını savundu. “Fena mı oldu, kapağı bulmuş olduk işte.”
Tarık önemli bir gerçeğe işaret etmişti. Birden hepsi kapağın içinde tanıdık bir şeyler aramak için tekrar öne doğru eğildi. Gördükleri şeyin ne olduğunu bulmaya çalışır gibiydiler. Görebildikleri her ne ise ona anlam veremedikleri yüzlerinden belli oluyordu.
Hümeyra kapağın yanındaki bir yere işaret ederek “Burada bir şeyler yazıyor” dedi. Tarık alaycı bir şekilde hemen atıldı: “Okuyabiliyor musun ki sen?” Hümeyra okuma yazma bilmiyordu. Aslında bu dört arkadaştan hiç biri okuma-yazma bilmiyordu. Hümeyra yine de orada bir şeyler yazdığını anlayabilmişti. Nasıl anladığını kimseye anlatamıyordu. “Bir şeyler yazıyor ama ne, bilmiyoruz ki” dedi Yasemin.
“Ben sıkıldım” dedi Yunus, “dışarı çıkalım mı?” diye de ekledi. Bu bilinmezliğe daha fazla dayanamayan herkes “tamam” dedi. Böylece bu yeni eşyaya yenilmemiş de olacaklardı. Herkes kalkarken Hümeyra birden olduğu yere çöktü. “Bu böyle değildi ama. Bizim yaptığımızı anlayabilirler. Eskisi gibi bırakmamız lazım.”
Herkesin yüzünde bir çaresizlik belirdi. Hümeyra haklıydı. Bu eşyayı ilk buldukları gibi bırakmak zorundaydılar. Tarık Yasemin’in karşısına oturdu. Açılan kapağın etrafında parmaklarını gezdirirken “Peki nasıl?” diye sordu. Dört arkadaş tekrar bu gizemli eşyanın etrafına oturdu ve düşünmeye başladılar.
Yunus iyice sıkılmış görünüyordu. “Ben çok acıktım” dedi. Biraz durduktan sonra da ekledi: “Keşke bu bir tost makinesi olsaydı.” Yasemin Yunus’a, kızdığını belli edercesine baktı. Böyle bir zamanda ne kadar alakasız bir söz söylemişti Yunus. Tam bir şeyler söylecekken eli midesine gitti. Suratını buruşturarak “galiba ben de çok acıktım” dedi. “Belki bir şeyler yersek daha iyi düşünebiliriz” dedi Tarık. Hümeyra da itiraz etmedi. Hepsi kalkıp kapıya doğru ilerlediler. Bir şeyler yiyip gelmeden önce bu açılmış kapağı kimse görmesin diye, köşedeki seccadeyi eşyanın üzerine örttüler.
