Zamanın ufkunda dolaşırken bir yedi beyza mı desem gördüklerim için
bilmem. O uçsuz bucaksız Emirdağın arasından gölün o eşsiz manzarası
oldukça hareketli olsa da benim matem mevsimimi değiştirmeye gücü
yetmiyordu. Hüzün kuşağının tam ortasında bulmuşken kendimi, hiç çıkmaya niyetim yoktu. Sanki çok matahmış gibi. Mevsim normallerinde yaşamadığımın bildirgesini bilmem hangi üst düzey yetkiliye vermeliydim. Viyana 2. kuşatmasından aldığım üzücü haber umrumda da değildi. Çünkü seneler öncesinde kalmıştı. Bir aşk hikayesi gibi. Uzun üzücü ve biraz da korkutucu güzün ardından gelen hayalet kışın, aldırmadan üşüttüğü o masum küçük çocukları görmek, ruhumun bilmem hangi vicdanını sızlatıyordu. Kışın saflığı da kışa toz kondurmuyordu sanki. Mavi gökyüzünden haberim yoktu artık . Matemli eski bir tavan onu bilmem bana ne kadar çok hatırlatıyor ve özletiyordu. Kimsenin duymadığı odalardan insanlığın farklı hikayeleri farklı görüşleri farklı gün ve zamanları gökyüzünde
farklı bir edayla “Ey insanlık! Ben sizi asla unutmayacağım.
Hafızamda daima varsınız. Bana, bu dünyaya söylediğiniz sözleri asla
silemeyeceğim .Sizi asla unutmayacağım ve elbet bir gün üzerimde
yaşadığınızın hesabını iyi yada kötü vereceksiniz diyordu. Bilmem ki bu durumu anladığımda zaman ,toprak bana kırgın mı üzgün mü diye düşümeli miydim? Yoksa hiç aldırış etmeden rüzgarda savrulan bir yaprak gibi umursamazca hareket edip umudumun sonuna yelken mi açmalıydım. Kimsesizler yurduna girdiğimin farkına varmadan dünyanın telaşına dalıp günah sevap dinlemeden aklımın değil ,nefsimin götürdüğü yere mi gitmeliydim. Telaşlarımı şu kısacık ömür için mi kullanmalı, yoksa bana vaad edilen sonsuzluk için mi kullanmalıydım. Acaba herkes gibi davranıp herkes öyle diyip bende bir sürü halinde dağın yamacına gidip oradan düşüp ölen kişilerden mi olmalıydım. Bilmem hiç bilmem ne nerde olduğumu ya da nereye gittiğimi. Acaba düşünmeli miydim nereye ? neden? Evet ben nerdeyim diye hiç düşündüm mü acaba? Acaba zihnimde fısıltı haline getirip susturduğum
seslerin volumunu artırmanın vakti gelmiş miydi? Yoksa daha çok zamanım mı vardı ömrümde. Şarkıların sözlerini mi dinliyordum acaba ben” düşünme düşünme kim anlamış ki sen anlayasın söyle” ….
Acaba artık düşünmenin vakti gelmemiş miydi anlayamasam da.
Anlayamasam da şu ümit dünyasında bir ihtimal anlarım diye düşünmenin vakti gelmemiş miydi? Ruhsuz beynimden çıkıp hisli kalbime yelken açmanın vakti gelmemiş miydi? Ümitsiz ufuklardan fırtınalı da olsa ümitli okyanuslara yelken açmanın vakti gelmemiş miydi? Kuytu köşemden çıkıp dünyaya açılmanın vakti gelmemiş miydi? Sonsuzluğu aramanın vakti gelmemiş miydi? Korktuğum sonumdan, endişelerimden kurtulup hayata meydan okumanın vakti gelmemişiydi.
Sinsi çukurlardan çıkıp matem kokusundan kurtulmanın vakti ne zamana gelecekti . Beynimdeki karıncalanmayı ne zaman harekete geçirecektim. Uğursuz dar görüşlerden kurtulup geniş açılardan ne zaman bakacaktım. Şu aklımı kullanmanın zamanı artık gelmemiş miydi. Kalbimin
çeperini yırtmanın zamanı gelmemiş miydi. Zerreme kadar, iliklerime kadar temizlenmenin, arınmanın, yeniden doğmanın vakti gelmemiş miydi.
Şu dünyaya bak eyyy gönül! Bir izle İstanbul’a git. Kıyıda gün
batımını seyret. Neler olduğuna bir bak . Görüyor musun? Söyle bana neler oluyor. Dünya sana ne söylüyor. Onu hiç dinledin mi? Yoksa ondan başka kimseyi dinlemedin mi. Ne söyledi sana onun için ne değerliymiş öğrenebildin mi? Dünya seni sevdi mi? Ona ne verdin seni sevsin diye ?
Para makam şöhret ? Ona ne verdin seni sevsin diye ! Yoksa o, sen onu sev diye sana mı verdi bunları. Yoksa sen onu sevmiyor muydun? Neden sana bir şey vermeye gerek duysun? Söyle bana dünya seni aldığında ağlamıyor muydun? Hayırdır ne oldu? Şimdi kahkalar atıyorsun o sana ne verdi ? Nedir seni önce ağlatıp sonra güldüren ?
Bakıyorum da ey gönül. Dünya seni kendine çok bağlamış. Ondan ayrılmayı hiç istemiyorsun. Demek o sana kendini bu kadar çok sevdirmiş. Peki o seni sevmiş mi?Hiç dünyaya sordun mu? “Ey dünya beni seviyormusun ?“ Ne dedi ?
Cevap alamadın mı? Hiç ses gelmiyor mu dünyadan. Susmuş mu?
Çok paramı edindin ne güzel. Demek seni seviyor diye düşünüyorsun. Peki sonra sevdiklerin senden uzaklaştılar mı ne? Peki sonra iflas mı ettin ? Şöhretin mi vardı. Sonra ne oldu unutuldun mu? Üzüldün değil mi? Dünya bu iki yüzlü mü ne? Başka anlat ne oldu? Demek makam sahibiydin . Sonra seni indirdiler mi? Tadı damağında mı kaldı koltuğun? Sevdiğin mi vardı kaybettin öylemi ? Sana sırtını mı döndü. Yada artık sevdiğin sevmediğin mi oldu sıkıldın mı? Peki şimdi ne oldu? Dünya bu . Bak dünya seni ne kadar seviyormuş? Anladın mı?
Dünya bu önce verir sonra alır. Dünya bu bir gün gelir bir gün gider.
Dünya bu bir gün doğar bir gün batar. Son bu bir gün başlar bir gün biter.
Son bu. Sonu olan bu. Sen busun bir gün ağlayarak doğarsın bir gün
ağlayarak ölürsün. Dünya bu bir gün yüzüne güler bir gün sırtını döner.
Sevdin mi dünyayı. Sevdirdi mi sana kendini. Dost edindin mi dünyayı. Eğer öyleyse ,dünyayı sevdiysen onun hakkında endişelen derim. Endişelen ,düşün dünya sana ne zaman para ne zaman makam ne zaman şöhret verecek . endişelen ……
Ama sakın teslim olma şu alemleri yaratan yüce Yaratıcıya-! Sen işine bak ee sen ayarlıyorsun ya şu feleği-! Ağla sen dünyalık için ağla.. Gül sen dünyalık için gül bir gün gidecek dünya için ağla ve gül ……
