Allahım bu ses beni çıldırtacak,ne zaman bitecek bu azap.
Yine gözlerim yaşarıyor hareket etmek istemiyorum.
Peki nasıl olacak bu? Kaç dakika kaldı acaba? 3. kez buraya girmek
istemiyorum. İyi şeyler düşünmeye çalışmalıyım. İyilik iyiliği kötülükte
kötülüğü …
Gözlerini iyi şeyler düşünebilmek için kapadı.
Bekledi. Fakat tüm gayretine rağmen bir türlü güzel görüntüler zihninde
açılmıyordu.
Hayatta biraz daha fazla kalabilmek için tüm servetlerini vermeye razı eks
olmayı bekleyen hastalar misali faik’ de ,ismini cendere koyduğu
makineden, çıkabilmek için her şeyini o anda verebilirdi.
Yaşadığı tüm güzel yaşantılar, manzaralar,resimler hafızasından silinmişte
yaşantısında bugüne kadar yaşadığı ve yaşayamadığı artık kendisinin bile
unuttuğunu düşündüğü fakat belleğinin en kuytusunda bıraktığı en çirkin
sahneleri, bed hayatları,kurguları,anları ve tüm paranoya düşünceleri
görünmeyen zihin perdesinde görüntüleniyordu.
Bu görüntülerin her biri bir slayt gösterisindeki gibi bir an görülüyor
sonra kayboluyordu.
Birden gösteri durdu. Görüntü gitmiyordu. Orada öylece duruyordu.
B ir karaltı halinde duran bu görüntü yavaş yavaş seçiliyordu.
Bu bir insan vücuduydu. Bir masanın üzerinde boylu boyunca yatıyordu.
Mavi damarları sıkılı yumruğunun üzerinden görülebiliyordu.
Nefes alıyordu. Canlıydı. Yavaşça yattığı masadan doğrulmaya başladı. Avuç
içiyle masayı kavrayarak oturduğu masadan Faik’e bakmaya başladı.
Faik bir anlam veremiyordu bu gözlere bu gözlerden çıkan ışığa ve bu
insana. Kimdi bu?
Korkuyordu.Neden ona öfkeyle bakıyordu? Gözlerindeki öfke Faik’i
korkutuyordu.
Gözleriyle birbirlerine bakarken görüntü masadan aşağı indi. Faik’e
doğru ağır ağır yürümeye başladı. Faik’in içinden sessiz bir feryat
koptu. Hem korkuyor hem bakıyor yaklaşan görüntünün insan siluetinde
olduğunu fakat uzuvlarının yüzü hariç insan vücuduna hiç benzemeyen farklı
,ürkütücü, hatta iğrenç bir şekli olduğunu görünce hem korkusu hem merağı
artıyordu.
Dayanamadı. Gözlerini kapadı. 10 ‘a kadar saydı. Gözlerini açtığında
tam karşındaydı. Nefesini hissediyordu yanaklarında.
Gözlerine inanamadı. Korkmuyordu. Bağırmak, haykırmak istiyordu. İsyan ve
nikbet kaplamıştı vücudunu.Hayır bu ben değilim dedi içinden. Gözlerini
kapadı açtığında görüntünün boynuna doğru uzanmış patlayacak gibi gerili
damarlı ellerini gördü.
Tutmaya çalıştı ki boynunu kavrayan kalın demir gibi eller boynunu sıkmaya
başladı.
Faik zor nefes alıyordu. İçin için ağlıyordu.
Bu bir sanrı, bir kabus diye geçiriyordu içinden fakat yüzüne gelen
yaşlığı hissedince öyle bir yeis ve sıkıntı sardı ki Faik’i
çıldıracaktı.
Görüntünün vücüdundaki tüm damarlar çatlamış ve içinden öyle sarı
ifrazatlar çıkıyordu ki çıkan tüm sıvılar doğruca Faik’in yüzüne
akıyordu.
Faik artık nefes alamıyordu.Kendini bırakmak üzereyken birden içinden
gelen son bir gayretle görüntünün kollarını tutarak bu ben değilim diyerek
haykırdı..!
Haykırışından sonra görüntü kayboldu.
Altındaki zemin hareket etmeye başladı.
Şaşkınlık içinde ne oluyor diye etrafına bakmaya çalıştı yattığı yerden
doğrulmaya çalışarak.
Ayaklarının ucundan güçlü ışıklar ve sesler gelmeye başladı.
Duyuyordu. Görüyordu. Ama anlam veremiyordu.
Yani faik bey yeter artık ama diye yüksek ve kızgın bir ses makinenin
dışından belli belirsiz geliyordu ki faik ‘in altındaki zemin
hareket etmeye başladı faik sesten ziyade bu harekete kulak kesilmişti
deprem mi oluyor diye korkuyordu ki kulağına gelen o tanımış olduğu ses
her şeyi ona açıklıyordu anlamıştı yine aynı şeyi yapmıştı.
Faik çok mahçup olmuştu yüzünü yerden kaldırmadan gömleğini değiştirdi
teknisyenin bağırışlarını da arkasına alarak odadan çıktı.
Mahçubiyet ve üzüntünün vermiş olduğu bir yorgunluk vardı üzerinde biraz
sonra hiddet ile yer değiştirecek olan mahçubiyeti o kadar çok yaşıyordu
ki lanet okumaya başladı.Bütün hayatı onu rahatsız ediyordu. Bu hayatı ne
zamana kadar böyle sürdüreceğim? Nasıl yaşayabileceğim …
Düşünceleri o kadar yoğun o kadar karaydı ki hiçbir şeyi
görmüyordu,duymuyordu.
Zihnindeki hava bir kasırga olmuş onu sürüklüyordu.
Hastaneden dışarı çıktığını, insanların merakla ona baktığını
farketmiyordu.
Hasta elbiseleriyle yürüdüğü yollar tenhalaşıyor o karışık sesler belirsiz
gölgeler kayboluyordu.
Sadece rüzgarın ve yağmurun sesini işitiyordu.
Zihninde tekbir ses kalmıştı.
Daha fazla böyle yaşayamam. Bu cümle zihnine , beynine , tüm uzuvlarına
hakim olmuştu.
Rüzgar ve yağmur seslerinden başka dalga sesi de duymaya başladı.
Gözlerini ardına kadar açtı.
Etrafına baktı.Önünde suları birbiriyle raks eden denizi gördü.
Dünyayı eksik bilinçle de olsa seçebiliyordu.
Benim ne işim var burada diye bir an duraksadı.
Rüzgarı vücuduyla değil gözleriyle hissetmeye başladı etrafındaki ağaçlara
bakınca.
Vücudu uyuşmuştu. İçinden ben bu ağaçlar gibi eğilmeyeceğim dedi ve
ilerlemeye başladı.Adımları cesurcaydı. Yürüyordu öfkeli denizin masum
dalgalarına karşı, rüzgar her geçen an şiddetini ve hızını arttırıyordu.
Ağaçlardan birkaç dal parçasını kopararak denize fırlattı.
Faik yürümekte zorlanmaya başladı. Fakat rüzgarın bu şiddeti Faik’i
korkutmuyor bilakis cesaretlendiriyordu. Yalpalayarak kayalıkların önüne
geldi.
Yosunlu kayalıklardan kaymamak için çabalıyordu. Her şey benim irademle
olacak diyordu Faik içinden yüzüne kayalardan sıçrayarak çarpan dalga
katrelerini vücuduna değdiğini anlıyor ama soğuk yada sıcak ayırt
edemiyordu tüm vücuduna zihnindeki ses hakimdi.
Böyle yaşamak istemiyorum..!
Adımını attı.Boşlukta bir an kaldıktan sonra suyun o keskin soğukluğu
ayaklarına temas ettiğinde zihninde hiçbir ses kalmadı. Zihnine ulaşan
pişmanlığın sesiyle çırpınmaya başladı.
Dalgalarla boğuşmaya ,onların üstünde durmaya çalıştı.
Zihinde oluşan kararların her zaman ya da bazı zamanlarda nasıl ani yer
değiştirdiğini Faik boşluğa adımını attığında şaşkınlıkla hissetmişti.
Çok çalışmasına rağmen Faik raks eden bulanık suyun sevgisinden
kurtulamadı.
