hiçbirşey derli toplu değil hayatımızda.
bir garip düşün en olmadık yerinden fırlamış gibiyiz.
hepimiz şaşkınız bu yüzden.
hepimiz hayatı apar topar yaşıyoruz.
hiçbirşeyin değerini bilmiyoruz.
hayatı fast food tarzında bitiriyoruz.
ayaküstü seviyoruz, acelece terkediyoruz.
bizi sevenlere değil, herkese gidebilme hasleti mahvediyor bizi.
güzelle çirkin hiçbir devirde bu kadar iç içe olmamıştır sanırım.
Evimin kapısında yılan öldürmüşler Ütopya. Yılan ve evimin kapısı. Aşkın varlığına inanası gelmiyor insanın. Yılanlarla koyun koyuna yatmanın zulmü bu. Zehir sarhoşluğu… Böylece son vedaya yaklaştık. Gözlerinin içinde ıslık çalmayacak bundan sonra umut. Kapılarını kapat Ütopya. Yılanlarım evine girmesin. Daha da korkunç olmayayım. Kapılarını kapat ve çekil mağarana. Yeniden icat et kendini, yeniden kahrol ve gölgeni sarıp sarmala. Ve beni yeni baştan keşfetmeye çalış. Çünkü ben senin muhtaç olduğun zehri taşıyan yedi başlı faniyim.
Veda yaklaşıyor Ütopya.
Büyük bir düş âleminde yaşadığımızı söylemek yanlış olmasa gerekir. Gerçeklik denen şeyin anlaşılması zor, tanımı imkânsız bir görüngü olarak beynimizi zorladığı aşikâr. Hayatımızda büyük yekûn tutan ihtiyarî davranışlarımızdan hâsıl olan şey; geriye dönüp baktığımızda sabun köpüğü gibi yok oluyor. Her birimiz kendi gürültümüzün ağırlığı altında eziliyorken, dudaklarımızdan en tatlı nağmelerin döküldüğüne inanıyoruz. Canavarların boyunlarına asılı beratımızı verenlere karşı, bağışlanma lütfüne eren günahkârlar gibi temenna ediyoruz.
Senin doğduğun gün benim bahtım kapanmış , öyle derler Ütopya. Hatta o gün hayatımda ilk tokadı sana adını veren öğretmenden yemişim, nar ağacının taşladığım için. Doğduğun gün nar ağacını taşlamışım. Ne senin doğduğundan, ne ağustos olduğundan, ne de nar ağacının güzelliğinden haberim yokmuş. Bahtımın kapandığını da bilmemişim çocuk yüreğimle. İntihara meyilli vampirlerle düşüp kalkmışım o gün. Mezarlar kazmışım çocuk ellerimle. Bütün mevsimleri, güneşi, ağustosu; ki ağustos yoktur şimdi ayların içinde; nar ağacını ve hayatımdaki ilk tokadın acısını gömmüşüm dipsiz mezarlarıma.
KUR’AN İLİMLERİ
Ayetin İnişine Sebep Olan Olaylar (Esbab-ı Nüzul):
Kur’anı doğru bir şekilde anlamak, yorumlamak ve hüküm çıkarmak için bilinmesi zorunlu olan ilimlerden biri de budur. Ancak bu, her ayetin mutlaka bir iniş sebebi bulunduğu anlamı gelmez; sadece, belli bir sebebe binaen nazil olan ayetin doğru anlaşılması ve yorumlanması açısından çok önemlidir.
