ümitlerime haciz geldiğinden beridir
serkeşliğim,
yüreğim pür yan
yaz, akşam ve İstanbul dört yan.
ağlamışım kim bilir
türkü sızıyor kaşlarının arasından.
yolda kızıl bir kediye basıyorum,
tırmalıyor tenimi
yine ellerim kan.
adliyede adınla kurgulanıyor gece
sonunu bildiğim romandan alıntı bakışların;
acının oyukları, çürük gülüşler,
yalnızlığın sararmış dişleri...
boşver,
karanlığı boğ beyaz bir iple sabahı için
birer birer açarken erkenci çiçekler
sen icralık sevinçleri sat,
elde avuçta keder ve kaldırımlar
bir de sazının sesi cılız
“Birazdan kıyamet başlayacak.Lütfen!..”
Şair böyle yalvardı kıyamet gününün sahibine.
Gök gürledi. Sûr’un sesini henüz duymamış olanlar İsrafil'in nefesi zannettiler işittiklerini. Korktular. Bir an tüm günahlar dile geldi. Gök yağmaya başladı sanki o an ve damlalar örttü korkuların üzerini. Yağmur öyle şiddetli yağdı ki güneşin tüm sarılığını aldı üzerinden. Griye çevirdi dünyayı. Gök gürlediğinde korkudan yorganının altına saklanan çocuk, yağmurun yağmasıyla filiz verdi adeta. Çıktı yorganın altından. Açtı pencereyi. Elini uzattı yağmura. Tenine düşen her damla kahkahaya dönüştü semada. Yağmuru yağdıran daha fazla kahkaha duymak ister gibiydi. Kesmedi damlalarını. Çocuk da açtı avuçlarını dua eder gibi ve “teşekkür etti” damlaların sahibine. Bir süre sonra yağmur durdu. Bir toprak kokusu sardı etrafı. Büyük nimet! Her zaman bulunmazdı toprak kokusu taşlaşmış şehirlerde. Çocuk belki o an farkında olmadan çekti içine bu büyük nimeti. Büyüdüğünde fazlaca hissedecekti yokluğunu toprak kokusunun. Güneş griyi sevmedi fazla. Gösterdi bulutların ardından sarısını tekrar. Çocuk güneşin tüm renklerini gördü gökkuşağında. Yine bir kahkaha…
Kendi kendine çürüyen bir organizmanın hazin hikâyesidir bu. Bataklığın derinliklerinden gelen canhıraş ve faydasız çığlıkların hikâyesi. İblisin bile gözlerini dolduran bir teslim oluş töreni: boynu bükük, direnişsiz...
Bize her gün bir kaç kez uzanır Morpheus’un siyâhî elleri. Her gün bir kaç kez tercih fırsatı çıkar önümüze. Mavi hap bir yanda durmaktadır: bir fatura ödememek, taşın altından elini kaçırmak, sessizce ortadan kayboluvermek, itaat, teslimiyet, razı oluş, boyun büküş ve bunlar karşısında lûtfedilmiş sanal huzur... Ve diğer tarafta kırmızı hap parıldar: isyan! Acı, keder, sıkıntı, direniş, karşı koyuş, baş kaldırış, bedeli ödenecek bir özgürlük.
- Tavan arasına çıkıyorum ben.
- Ne işin var tavan arasında?
- Anne konuştuk bunu. İzin de verdiniz. Baştan almayalım ne olursun.
- İyi, peki peki. Neden izin verdik anlamıyorum. Elektriği bile yok oranın. Ah şu baban yok mu! Şu feneri al bari. Karanlıkta düşüp bir yerlerini kırma.

Daha önce Mavi Çadır bünyesinde yer alan Altı Çizili Satırlar'ın da artık ayrı bir sitesi var: www.alticizilisatirlar.net
Bu sitede, okuduğu satırların altını çizen ve altlarını çizdiği satırları paylaşma ihtiyacı duyanlar buluşuyorlar.
Hergün yeni eklenen yazarlar, kitaplar ve altı çizili satırlarla zenginleşen sitede gönderilenlerle ilgili yorumlar yapılabiliyor.
