Televizyonun ekranından gözünü bir saniye bile ayırmayan adamın adı Nazif. Uzun, zayıf bir adam. Kıvır kıvır saçları, mavi mavi bakan gözleri var. Gözlerinin altında iyice belirginleşmiş göz torbaları. Henüz yirmili yaşlarda olmasına rağmen hayata yorgun bakan bir adam Nazif. Bir hafta önce işinden çıkarılmış. Büyük bir firmanın şehrin ortasına kondurmaya çalıştığı sitenin şantiyesinde bekçi olarak çalışıyormuş .“Kriz var” diyerek işine son vermişler, eline de bir miktar para. “Bu da tazminatın” deyip göstermişler kapının yolunu.
-Deli doktor orada mı a oğlum?
-Kim?
-Doktor doktor! Sen Şerife’nin oğlu değil misin?
-E..Evet
-Heh..Maşallah..Doktor sağlık ocağında mı yavrum?
-Evet.
-O zöldür* herif orda demek!..
Tüm siyahıyla gözlerinin ardına saklanan bir türlü hatırlayamayacağı rüyası bittiğinde gün yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Günün ilk ışıkları kirpiklerinde gezindi. Uyanmak istemedi önce. Beş dakika daha istedi kirpiklerine dolanan aydınlıktan. Ama bu isteğine alarm ret cevabı verdi tüm otoritesiyle. Gözlerini açtı isteksizce. Bir sabah ayinine dönüştürdüğü gerinmelerini gerçekleştirdikten sonra ayaklandı. Yarım yamalak topladığı yatağını bırakıp kafası önde, ayakları arkada banyoya doğru yürüdü. Soğuk su, uyku ile arasındaki tüm şiirselliği aldı götürdü.
Üzerlerini çizdiğim harfler için özür diliyorum senden.
Sen ki, kaç nefes tuttun bir harfi özenle damlatırken avuçlarıma ve kaç nefesten oldun bir harf kadar değerli? Ne sen biliyorsun sayısını ne de ben. Her şeyin sayısını bilene bırakalım bunu istersen. Ömrüne nefes verecek yine O’dur nasılsa!
Kahve, sıcak kalmak istemezse eğer, bir fulara bağlamalı yudumlanmış kokusunu. Fulardaki kokuyu ise saklamalı kahvenin yudumlanamayan o son damlasına. Nefsin terbiyesine o son damla ile başlamalı insan. Nefis, günaha düşkün Âdem kadar yıldır. Kahvenin dumanındaki ‘kaos’un düzenini bozmaya çalışmak kadar günah, saklanmış kokuları yutkunmak. Ve insan günahkâr Havva kadar yıldır.
